İran İslam Devrimi’nin Taşları Nasıl Döşendi?
1979’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ülkeyi terk etmesi ve sürgündeki din adamı Ruhullah Humeyni’nin Tahran’a dönüşüyle sonuçlanan devrim, bir anda ortaya çıkmadı. 1960’lardan itibaren biriken siyasal baskı, ekonomik eşitsizlik ve kültürel gerilimler, 1978–1979’da kitlesel bir patlamaya dönüştü.
Şah’ın “Beyaz Devrim”i: Modernleşme ve Tepki
1963’te Şah, “Beyaz Devrim” adını verdiği kapsamlı bir modernleşme programı başlattı. Toprak reformu yapıldı, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı, okuma-yazma kampanyaları düzenlendi ve sanayi yatırımları artırıldı. Petrol gelirleriyle desteklenen bu dönüşüm, İran’ı hızla kentleştirdi ve Batı’ya daha entegre hale getirdi.
Ancak ekonomik büyüme adil dağılmadı. Kırsal kesimde beklenen refah artışı sağlanamadı; kentlere göç eden yoksul kitleler işsizlik ve barınma sorunlarıyla karşılaştı. Modernleşmenin hızına karşılık siyasal sistem daha da otoriterleşti. 1975’te ülke fiilen tek parti yönetimine geçti; muhalefet yasaklandı, gizli polis SAVAK baskıyı artırdı.
Humeyni’nin Muhalefeti ve Sürgün Yılları
Kum’daki Şii ulemanın önde gelen isimlerinden Humeyni, Şah’ın reformlarını “Batı güdümlü” olmakla eleştirdi. 1963’teki protestoların ardından tutuklandı, 1964’te sürgüne gönderildi. Önce Türkiye’de, ardından Irak’ın Necef kentinde ve son olarak Fransa’da yaşadı.
Sürgünde verdiği vaazlar kasetler aracılığıyla İran’a sokuluyor, özellikle kent yoksulları ve geleneksel kesimler arasında geniş yankı buluyordu. Şah’ın ABD ile yakın ilişkileri ve İsrail’le iş birliği, Humeyni’nin söylemini daha da güçlendirdi.
Ekonomik Kriz ve Toplumsal Patlama
1970’lerin ortasında küresel ekonomik dalgalanmalar ve petrol gelirlerindeki oynaklık İran ekonomisini sarstı. Enflasyon yükseldi, alım gücü düştü. Siyasal baskılar artarken milliyetçiler, sol gruplar ve din adamları “Ulusal Cephe” çatısı altında gevşek bir muhalefet zemini oluşturdu.
Ocak 1978’de Humeyni’yi hedef alan bir gazete yazısı Kum’da protestoları tetikledi. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, İran’da geleneksel “40 gün yas” döngüsüyle büyüyen bir protesto zincirine dönüştü. Her anma yeni gösterilere, her gösteri yeni can kayıplarına yol açtı.
Kanlı Cuma ve Grevler
8 Eylül 1978’de Tahran’da gerçekleşen ve “Kanlı Cuma” olarak anılan olaylarda çok sayıda gösterici hayatını kaybetti. Sıkıyönetim ilan edildi. Ancak baskı protestoları durdurmadı.
Sonbaharda memurlar ve petrol işçileri greve gitti. Petrol üretiminin durma noktasına gelmesi, rejimin ekonomik dayanağını sarstı. Aralık 1978’de milyonlarca kişi sokaklara çıktı.
Şah’ın Gidişi, Humeyni’nin Dönüşü
16 Ocak 1979’da Şah ülkeyi terk etti. 1 Şubat’ta Humeyni, yaklaşık 15 yıllık sürgünün ardından Tahran’a döndü ve milyonlarca kişi tarafından karşılandı. 11 Şubat’ta ordu tarafsızlığını ilan etti; 54 yıllık Pehlevi Hanedanı sona erdi.
1 Nisan 1979’da yapılan referandumla İran “İslami Cumhuriyet” ilan edildi. Yeni anayasa kabul edildi ve Humeyni ülkenin “Rehber”i oldu.
Devrim Sonrası: Yeni Düzen
Devrimle birlikte şeriat esaslı yasalar yürürlüğe girdi; alkol ve Batı müziği yasaklandı, kadınlara başörtüsü zorunluluğu getirildi. Devrim Muhafızları ve devrim komiteleri rejim karşıtlarına yönelik operasyonlar yürüttü. Eski rejimle bağlantılı çok sayıda kişi idam edildi; muhalif gruplar tasfiye edildi.
Dış politikada da keskin bir dönüş yaşandı. ABD “Büyük Şeytan” ilan edildi. 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği basıldı; 52 Amerikalı diplomat 444 gün rehin tutuldu. Kriz, 1981’de Cezayir Anlaşması’yla sona erdi.
İran İslam Devrimi; hızlı modernleşmenin yarattığı toplumsal kırılmalar, ekonomik eşitsizlik, siyasal baskı ve güçlü bir dini liderliğin birleşimiyle ortaya çıktı. 1979’da yaşananlar yalnızca bir rejim değişikliği değil, İran’ın siyasal, toplumsal ve dış politika yöneliminde köklü bir dönüşüm anlamına geliyordu.